Sneijder’in G.Saray ile büyük hedefi!

wesley sneijderGalatasaray’ın yıldız oyuncusu Wesley Sneijder, kulübün dergisine özel bir ropörtaj verdi. İşte Hollandalı yıldızın dikkat çeken sözleri…

Galatasaray’ın devre arasında Inter’den kadrosuna kattığı dünyaca ünlü Hollandalı yıldız Weslej Senijder, sarı-kırmızılı kulübün aylık dergisine açıklamalarda bulundu Weslej Sneijder, Galatasaray’a transferini ve sarı-kırmızılı takımda kalacağı süreyi anlatırken, hem Fatih Terim, hem de Jose Mourinho hakkında konuştu.

Jose Mourinho ile yaşadığı özel bir olayı anlatan Sneijder, Portekizli teknik adamın bir keresinde yoğun maç trafiğinde kendisine 5 gün izin verdiğini ve bu durumun kendisini çok şaşırttığını söyledi.

Yıldız oyuncu ayrıca, “‘Galatasaray ile UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak mı istersin, yoksa FIFA Ballon d’Or Ödülü’nü mü'” diye sorarsınız, kesinlikle Galatasaray ile Avrupa’da şampiyon olmak istediğimi söylerim.” diye konuşarak sarı-kırmızıya ne kadar bağlı olduğunu da gösterdi.

İŞTE WESLEJ SENİJDER’İN O RÖPORTAJI

Galatasaray’a transfer sürecin nasıl gelişti, tercih sebeplerin nelerdi?
Bir futbolcu olarak her zaman ileri adım atmak istersiniz. Bazen en üst seviyedesinizdir; ama gün olur, işler iyi gitmez; aynı seviyede kalamazsınız. İşte, o anda yeni bir hamle yapmak istersiniz. Galatasaray, en iyi seçeneğimdi. Benim gözümde Avrupa’nın en büyük kulüplerinden biri. Hâlâ Şampiyonlar Ligi’nde, hâlâ Türkiye’de şampiyonluğa oynuyor. Ben de kupalar kazanmak, başarılar elde etmek istiyorum. Galatasaray’a gelme kararımda etkili olan unsurlar bunlardı. İstanbul’a daha önce gelmiştim. Şehir hakkında ufak da olsa bildiklerim vardı. Ve İstanbul da seçim yapmamı kolaylaştırdı. Ama tabii ki özellikle kulüp yapısı beni etkiledi. Hollanda’da çok sayıda Türk yaşıyor, Galatasaray’ın büyüklüğünü oradan da biliyorum. İlk görüşmemizde, buraya gelme konusunda ikna olmuştum bile. Tüm detayları ve gerekli prosedürü tamamlamak sadece 48 saatimizi aldı. Evet, farklı takımlardan teklifler vardı. Ama menajerimi aradım, “tamam” dedim, “Galatasaray’a gitmek istiyorum, hadi şu anlaşmayı yapalım.” Ve şu anda da buradayım.

“BELKİ 40 YAŞINDA HALA G.SARAY’DA OLURUM”

Üç buçuk sezonluk bir sözleşmeye imza attın. Ancak daha sonrası için bir planın var mı, Galatasaray’ı gelecekteki kariyerinde nereye koyuyorsun?
Evet, üç buçuk sezonluk bir kontrat imzaladım. Ve tabii ki burada takımın en iyilerinden biri olmak, kulüp ve taraftarlar için önemli işler yapmak istiyorum. Başkan için de… Beni buraya getirme konusunda çok güvenli davrandı. Kendisine teşekkür ederim. Üç buçuk yıl sonra? Benim için hiçbir problem yok. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Taraftarlar ve takım arkadaşlarım tarafından kabul edildim. Asla bilemezsiniz. Belki 40 yaşında hâlâ burada oynuyor olurum, bilemiyorum. Bu, ilerleyen dönemde konuşabileceğimiz bir konu.

“GALATASARAY, TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK KULÜBÜ”

Galatasaray, son iki sezonda Atletico Madrid’den Tomas Ujfalusi, Arsenal’dan Emmanuel Eboue, Juventus’tan Felipe Melo, Lazio’dan Fernando Muslera ve Real Madrid’den Hamit Altıntop’un yanı sıra milli takımın en önemli oyuncuları Selçuk İnan ve Burak Yılmaz’ı kadrosuna kattı. Bu transferleri nasıl değerlendirirsin?
Kararımı vermeden önce kimlerle hangi takımda oynayacağıma da baktım elbette. Çok güçlü bir oyuncu kadromuz olduğunu düşünüyorum. Takımı bu sezon Şampiyonlar Ligi maçlarında da izledim, çok iyiydi. Ben de bu takımın parçası olabilmek için sahip olduğum tüm enerjiyi vermek, kalitemi göstermek zorundayım. Kazanmayı istiyorum. Ve o yüzden buradayım. Daha önce de söyledim; Galatasaray, Türkiye’nin en iyi kulübü. Avrupa’da ise her geçen gün büyümeye devam ediyor. Bu isimlerin de Galatasaray’a gelmek istemesi oldukça doğal. Bunda hiçbir gariplik yok; çünkü onlar da başarılar kazanmayı arzuluyor.

Ajax Akademisi’ndeki ilk gününde aklından neler geçiyordu? Tarihinde Johan Cruyff, Frank Rijkaard, Dennis Bergkamp, Frank ve Ronald de Boer, Edgar Davids, Clarence Seedorf ve Patrick Kluivert gibi efsanevi isimlerin yer aldığı, duvarlarında onlara ait fotoğraflar olan bir akademideydin. Hayallerin var mıydı?
Ajax Akademisi’ne girdiğimde sadece yedi yaşındaydım. Henüz ilk anda orada başarılar kazanacağıma ikna olmuştum. Her zaman hedeflerimin olmasını istemişimdir. Akademi’de eğitim almaya başladığımda da kendi kendime dedim ki, “Bir gün bu stadyumda ben de oynayacağım. Bu, 10 yılımı da alabilir; 20 yılımı da. Ama bunu başaracağım.” 18 yaşına geldiğimde, Ajax A Takımı ile ArenA’daki ilk maçıma çıktım. Bir hedefi gerçekleştirdikten sonra her zaman bir sonraki adımı düşünmeye başlarım ben. Ajax ile ilk maçımı oynadım. Ve daha sonra milli takımda oynama hedefini belirledim: “En kısa zamanda Hollanda A Milli Takımı’nda oynayacağım.” Bundan tam üç ay sonra A Milli Takım için ilk davetimi aldım. Aynı periyotta hem Ajax hem de Hollanda için oynuyordum, inanılmazdı.

Hollanda Ligi’ni ve futbolun en üst seviyesini tecrübe etmek istediğimden çabucak ülke değiştirmeyi hedeflemiyordum. Daha sonra kendime şunu söyledim: “Beş yıl içinde büyük bir kulübe gideceğim.” Bunun için çalışmaya başladım, hedefimi gerçekleştirebilmek adına gerçekten sıkı çalışıyordum. Beş yıl sonra, evet, tam beş yıl sonra Real Madrid’e transfer oldum. Aynı zamanda en büyük hayallerimden biri, Şampiyonlar Ligi’ni kazanmaktı. Ajax, 1995 yılında (ben Ajax Akademisi’ndeyken) Milan’ı Patrick Kluivert’ın golüyle 1-0 yenerek UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmuştu. “Tamam, bunu ben de yapmak istiyorum” diye düşünüyordum. Üç yıl sonra UEFA Şampiyonlar Ligi’nde de şampiyonluk yaşadım. Belirlediğiniz bir hedefin peşinden gitmek ve sonunda onu gerçekleştirebilmek harika bir his. Galatasaray’da kendime başarılar kazanma hedefini koydum. O yüzden buradayım.

BARCELONA YERİNE NEDEN R.MADRİD’İ SEÇTİ?

Barcelona üzerinde yadırganamaz bir Hollanda etkisi var. Michels, Total Futbol’un mucidi olarak bilinirdi. Daha sonra bu futbol mantalitesini Barcelona’ya taşıdı. Ve bugüne kadar gelen bir gelenek oluştu. Cruyff, Michels’in takımında oynadıktan sonra Barça’da teknik adamlık yaptı. Rijkaard’ın kulübe gelmesini sağladı. Efsanevi Pep Guardiola, futbolculuk döneminde Cruyff ve van Gaal ile çalıştı. Rijkaard’ın son sezonunda ise Barcelona B takımının teknik direktörüydü. Ajax’tan ayrılarak İspanya’ya giden bir Hollandalı için başarının bir modeli varken neden Barcelona yerine Real Madrid’i tercih ettin?
Dürüst olmak gerekirse; Real Madrid, beni transfer etme konusunda çok ciddi davrandı. İspanya’da benim için iki ihtimal vardı: Real Madrid ve Barcelona. Ben her zaman Real Madrid’in formasını sevmişimdir, düz beyaz! Gençken çok formam vardı. Biliyorsunuz, dünyanın her yerinden forma alabilirsiniz. Ben hep Real Madrid formam olsun isterdim. Real Madrid bana bir teklif verdi. Çok heyecanlandım, “tamam” dedim, “hadi yapalım şu işi.” Barcelona çok büyük bir kulüp. Özellikle son altı-yedi yılda her şeyi kazandılar, inanılmaz bir futbol oynuyorlar; fakat ben Madrid’in tarihinin biraz daha heybetli olduğunu düşünüyorum. Orada oynadığım için kendimi gerçekten oldukça mutlu hissediyorum.

“R.MADRİD’İN OYUNCUSU OLDUĞUM İÇİN GURUR DUYUYORUM”

Gençlik yıllarında Raul’e ait sahte bir Real Madrid forman olduğunu duymuştum…
Raul ile bu konuyu konuştuk, gençlik yıllarımda sırtında onun numarası olan Real Madrid forması giyerdim. Daha sonra aynı soyunma odasında yan yana oturduk, aynı takım için oynadık… O, futbol oynayan herkes için iyi bir örnek. Gerçek bir kaptan. Onunla takım arkadaşlığı yaptığım için gururluyum. Real Madrid’de çok büyük yıldızlarla beraber oynadım. Casillas’ı unutmamak lazım. Her şeyi kazandı. O da harika bir insandır. Gerçekten Real Madrid’in eski bir oyuncusu olduğum için onur duyuyorum.

Real Madrid’deki ilk sezonunda daha önce David Beckham tarafından giyilen 23 numaralı formayı giymiştin. Beckham’ın yerine gelmek üzerine hiç baskı yaratmış mıydı?
Sahada olduğum zaman formamın arkasına bakmam. Sadece oyunuma bakar, takımım için neler yapabileceğimi düşünürüm. Evet, “Beckham ayrıldı. O, 23 numarayı aldı” gibi dedikodular yapıldı. Ama ben herhangi bir baskı hissetmedim. Aslına bakılırsa; iyi ve sağlıklı bir baskı yaşadığımı söyleyebilirim. Onlara başarıya aç ve kazanmaya hazır olduğumu göstermek istedim; fakat forma numarasıyla ilgili bir sıkıntım olmadı. Hatta şimdi de öyle. İnsanlar, burada 14 numarayı Johan Cruyff’un Ajax ve Barcelona’daki başarılı döneminde taşıdığı numara olmasından dolayı seçtiğimi düşünüyor olabilir, hayır. Bazı numaralar boştu, ben de bu numarayı seçtim. “Bu numaraya bana ait ve bana harika hisler veriyor” diye düşünmedim. Geçtiğimiz senelerde 10 numara giydim; ancak numaralar benim için sadece birer detay. Buna konsantre olmuyorum.

“RONALDO’YU ALACAKLARI VE AYRILMAK ZORUNDA KALDIM”

İkinci sezonun sonunda Real Madrid’den neden ayrılmak zorunda kaldın?
İkinci sezon oldukça zor geçti benim için. Bazı kişisel problemlerim vardı. Kulüp birtakım ekonomik sıkıntılar yaşıyordu. En azından öyle söylenmişti. Cristiano’yu [Ronaldo] alacaklardı. Ve hâlâ değeri olan oyuncuları nakit akışını sağlamak için satmak istiyorlardı. Bu yüzden [Arjen] Robben ve ben kulüpten ayrılmak zorunda kaldık. Benim için büyük bir mesele değildi. Real Madrid ile La Liga’da ve İspanya Süper Kupası’nda şampiyonluk yaşamıştım. Doğru kararı verebilmek adına yeni adımım için düşünmeye başlamıştım. O dönemde Inter benimle ilgilendi. Başında Jose Mourinho gibi büyük bir teknik adam vardı. Ve karar vermek zor olmadı.

2010 UEFA Şampiyonlar Ligi finalin en ilginç tarafı, Arjen Robben ile Wesley Sneijder’ın eşleşmesi olmuştu. Sen Inter’in en önemli oyuncusuydun. Robben ise sezon boyunca Bayern’i taşıyan isimdi. Ve ironi, final Real Madrid’in evindeydi. Karma’ya inanır mısın?
Kesinlikle inanıyorum. Bakın, bu eğlenceli bir hikâyedir. Bizi Madrid’den Milano’ya götüren uçaktaydık. Eşimle konuşuyordum, kardeşim ve menajerim de oradaydı. Madrid’den ayrılalı beş dakika olmuştu. Uçak hâlâ yükseliş hâlindeydi, havadaydık. Birbirimize dedik ki, “Sezon sonunda Şampiyonlar Ligi finalinin Madrid’de olduğunu biliyorsunuz, değil mi?” [Kısa bir sessizlik…] “O zaman şu konuda anlaşalım, Madrid’e sadece o finali oynamak için döneceğiz.” Final maçından önce de, “buraya gelme konusunda birbirimize nasıl bir söz verdiğimizi hatırlıyor musunuz” şeklinde bir konuşmamız olmuştu.

“BALLON D’OR YERİNE GALATASARAY İLE…”

2010 yılında FIFA Ballon d’Or Ödülleri’nde ilk üçe girmen gerektiği söylenmişti çok sayıda futbol otoritesi tarafından. Seni ödülü kazanan Lionel Messi’nin önüne koyanlar dahi vardı. Sen ne düşünüyordun o sezonki sıralama (Messi, Iniesta, Xavi) hakkında?
O sezon zaten çok mutluydum. UEFA Şampiyonlar Ligi’ni, İtalya Ligi’ni ve İtalya Kupası’nı kazanmıştım. FIFA Dünya Kupası’nda final oynamıştım. Mutlaka bireysel ödül kazanmak güzeldir; ama takım hâlinde bir şeyler başarabilmek daha güzeldir. Bireysel bir ödülün sahibi olduğunuzda da o takıma aittir; çünkü arkanızda bir takım olmadığı sürece tek başınıza bunu yapamazsınız. Takım başarısını bireysel ödüllere tercih ederim her zaman. Bana bugün, “Galatasaray ile UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak mı istersin, yoksa FIFA Ballon d’Or Ödülü’nü mü” diye sorarsınız, kesinlikle Galatasaray ile Avrupa’da şampiyon olmak istediğimi söylerim.

Jose Mourinho’nun ardından Inter’de ve bireysel performansında neler değişti?
Her şey, her şey… Takımın performansı düştü, takım ruhu kayboldu, bazı oyuncular gitti. Mourinho, Inter’den ayrıldıktan sonra altı veya yedi farklı teknik adam göreve geldi. O, takımın başındayken başarılı bir sistem vardı. Takımı çok iyi hazırlıyordu, sahada ne yapmamız gerektiğini iyi biliyorduk. [Rafa] Benitez geldikten sonra tüm sistemi değiştirdi. Santrfor oynadım, sol kanada geçtiğim oldu. Sadece kalede oynamamıştım! Bu periyottan mutlu değilim elbette; ama geçmişte kaldı. Artık sadece geleceği düşünüyorum.

“FATİH TERİM ÇOK GÜÇLÜ BİR İNSAN”

Fatih Terim hakkındaki ilk izlenimlerin nasıl, benzer iletişimi Terim’le yakalayabileceğini düşünüyor musun?
Çok güçlü bir insan, bunu kolaylıkla görebilirsiniz. Eğer kafasında bir şey varsa, onun için sonuna kadar kararlılıkla gidebilir. Bu konuda çok iyi anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Ben de aynı şekilde bir hedef belirlediysem kendimi onu gerçekleştirebilmek için kararlılık gösteririm. Antrenman sistemini çok sevdim. Sert, koşu ve baskı üzerine, şut çalışması var. Bunu Hollanda antrenman metotlarıyla karşılaştırabiliriz, benzerlikler var. Burada birlikte güzel günler yaşayacağımızı düşünüyorum.

Senin de Galatasaray’a gelmenin ardından İtalya’da kaliteli oyuncuların sayısı iyice azaldı. Sence yıldız isimler neden Serie-A’dan ayrılmak zorunda kalıyor?
Bilmiyorum; ama belki de ligin kalitesi düşüyordur. Son iki sezonda bunu net bir şekilde görebilirsiniz. Juventus hep daha iyi oluyor. Ve diğerleri geriliyor. Juventus ile ligin kalan takımları arasında büyük bir fark var. Biraz olsun Napoli, onları zorlayabiliyor; ama bir süre sonra onlar da geri düşecekler. Ve Juventus, yeniden tek başına kalacak. Inter için bu durumdan kurtulmak kolay değil. Aynı şekilde Milan ciddi bir puan farkıyla geride. Maalesef son iki sezonda durum böyle.

“M.UNITED’A TRANSFERİM KONUŞULDU AMA OLMADI”

2010 FIFA Dünya Kupası’nın ardından adın uzun süre Manchester United ile anılmıştı. Sir Alex Ferguson ile o dönemde konuşma fırsatınız oldu mu?
Sir Alex Ferguson ile konuşmalarımız oldu. İlk olarak Inter ile “triple” yaptığımız sezonun ardından iletişime geçildi. Ama çok fazla para istendi. Ben de Milano’da mutluydum, ilk yılımda kupalar kazanmıştım, kalmayı tercih ettim. Manchester United tabii ki inanılmaz, çok büyük bir kulüp. Daha sonra ilgileri sürdü; yine de %100 konsantrasyon sağlayarak olmadı bu. Kulüpler konuşuyordu, menajerler konuşuyordu. Ama olmadı. Transferler için çok düşünmem. Eğer bir kulüpte mutluysam, mutluyumdur. Bu kadar!

“ÜÇ BUÇUK YIL BURADAYIM, PREMİER LİG TAKINTIM YOK”

Hollandalı gazeteciler, bir gün Premier League’de oynamayı hedeflediğini söylemişlerdi…
Bu çok zor olur; çünkü üç buçuk yıl boyunca burada kalacağım. Sonrası için ne olur, şu an bilemiyorum. Eğer her şey güzel giderse, neden Galatasaray’da devam etmeyeyim? Asla, “evet” veya “hayır” diyemem. Premier League’de oynamak gibi bir takıntım yok. Bu konu hakkında düşünmüyorum. Bunu hayatım boyunca yapmadım. Belki sadece Hollanda Ligi’nde oynarken. Hollanda ve Avrupa’nın diğer ligleri arasında fark vardı. Yalnızca o zaman, “yukarı doğru bir adım atmam lazım” diye düşünmüştüm. Benim şu anki tek konsantrasyonum Türkiye Ligi üzerine. Burada insanlara hâlâ ne kadar aç olduğumu ve büyük başarılar kazanmak istediğimi kanıtlamalıyım.

HOLLANDA MİLİ TAKIMI HAKKINDA…

Hollanda, tarih boyunca göze hoş gelen ve izleyenlere keyif veren futbolu temsil etmiştir. EURO 2008’de tarihinden güç alarak harika futbol oynayan bir Hollanda vardı; ancak çeyrek finalden öteye gidememişti. 2010 FIFA Dünya Kupası’nda ise kendi kimliğinden uzak olmasına karşın finale kadar ilerleyen bir Hollanda. İki büyük turnuva arasındaki keskin geçişi nasıl açıklarsın?
Euro 2008’de en büyük düşüncemiz göze hoş gelen futbol oynamaktı, bunu tüm dünyaya göstermek istiyorduk. Ama 2010’da şunun farkına vardık: Sadece güzel futbol oynayarak başarılı olamıyorsunuz. 2008 ve 2010 arasındaki farklardan biri de, oyuncular olarak daha fazla tecrübe kazanmıştık. Büyük kulüplerde oynuyorduk. Kendimden örnek vermem gerekirse, ben İtalya Ligi’ndeydim. İtalya’daki tek düşünce kazanmak üzerinedir. Güzel futbol onlar için “olmazsa olmaz” değildir. Bazı oyuncular bu tecrübeyi yaşadı. 2008 ve 2010 arasında tamamen farklı birer mantalite vardı. Grup aşamasında maçları kazandık; ama etkileyici bir futbol oynamadık. Sadece kaybetmemeyi düşünüyorduk. 2010 Dünya Kupası’ndaki planımız buydu. İlk maçımızı Danimarka’ya karşı oynamıştık. Medyanın da kafası karışmıştı. “Kazanıyoruz; ama iyi futbol oynamıyoruz” gibi şikâyetler vardı.

Onlara dedim ki, “Danimarka’nın aptal olduğunu mu düşünüyorsunuz? Tüm sahaya boşaltıp, bize etkileyici futbol oynama şansımı vereceklerdi? Hayır! İlk düşünceleri tamamen kapalı bir savunma yapmaktı; çünkü en ufak bir boşluk verdikleri anda onların işini bitireceğimizi biliyorlardı.” Diğer takımlar da bizim oynamamıza izin vermek istemediler. Sahip olduğumuz kalitenin farkındaydılar. İkinci maçın ilk yarısında Japonya bizden daha iyiydi. Ama ikinci yarıda biraz daha farklı oynadık ve kazandık. Üçüncü maç zaten formaliteydi. Grup aşamasında Hollandalı gazetecilerle bir röportaj yaptım. Onlar da aynı konudan müzdariplerdi. İyi oynamıyorduk. “Dinleyim” dedim. “Bir gün bu turnuvada oynamak isteyen bir takımla karşılaşacağız, bize boşluk verecekler. Ve biz de kalitemizi gösterip, etkileyici futbol oynayacağız.” Çeyrek finaldeki Brezilya maçının ilk yarısında rakibimizin üstünlüğü vardı. Ancak ikinci yarıda kendi oyunumuzu oynamaya başladık. Ve iki gol birden attık. Açık futbol oynayan takımlara karşı ne kadar etkili olabileceğimizi gösterdik.

EN BÜYÜK HAYALİBNİ AÇIKLADI

Kardeşin Rodney nasıl bir futbolcu? Bir gün aynı takım için oynayabilecek misiniz?
Bu benim şu anki en büyük hayalim. Eğer bir gün onunla aynı takımda oynayabilirsek, bu harika olur. O, benim küçük kardeşim. İyi bir oyuncu, biraz talihsiz ama. Şu sıralar her maçta oynayamasa da oldukça kaliteli olduğunu söyleyebilirim. Hâlâ bir gün beraber oynayacağımıza inanıyorum.

En yararlı olabileceğin saha içi dizilişi hangisi?
Kariyerim boyunca farklı sistemlerde oynadım. 4-4-2’de iki oyuncunun merkezde, birinin geride, diğerinin “trequartista” [10 numara, 4-1-2-1-2] olarak önde olduğu, elması andıran dizilişte sıklıkla yer aldım. Aynı zamanda 4-2-3-1 de oynaması keyifli bir sistem. Bazı sistemleri oynamak için ona uygun oyuncularınızın olması gerekir. Biz yakın zamana dek, Hollanda futbolunun alışık olduğu, 4-3-3 dizilişini gerçekleştiremiyorduk; çünkü hücum üçlüsünün kanatlarına koyabileceğimiz oyuncu yoktu. Bir kanat oyuncumuz vardı, [Arjen] Robben. Ama diğer kanatta sıkıntı yaşıyorduk. Şimdi iki kanat oyuncusuyla oynayabiliyoruz. Ve bu yüzden farklı bir sistem deneyebiliyoruz. Dediğim gibi, bazı sistemler için ona uygun oyunculara ihtiyaç var.

Taraftara mesaj…
İlk günden itibaren bana verdikleri his, yarattıkları etki için onlara çok teşekkür ederim. İç saha maçlarında oluşturulan atmosfer hakkında çok farklı hikâyeler duydum. Onların önüne çıkmak ve bu atmosferin bir parçası olmak için sabırsızlanıyorum. Taraftarlarımızı gururlandırmak, kalitemi göstermek istiyorum.

MOURINHO’NUN SNEIJDER’İ ŞAŞIRTAN DAVRANIŞI

Sıradışı bir taktisyen olmasına rağmen Jose Mourinho’nun en büyük özelliklerinden biri insan yönetimi. O, psikolojik faktörlerin futbolcu yetenekleri kadar önemli olduğuna inanır. Ve oyuncularıyla arasında her zaman özel bir ilişki vardır. O, “özel biri” evet; ama onu neler özel biri yapıyor?
Bu, sahip olduğu en büyük kalite. Bir teknik direktör için 11 oyuncuyu tatmin etmek çok kolaydır; ama 23 oyuncuyu aynı anda mutlu edebilmek için gerçekten önemli bir iş yapmak gerekir. O, oyuncularıyla her gün konuşur, size ne demesi gerektiğini iyi bilir, bir diğerine nasıl konuşması gerektiğini… Duygularınıza hitap eder.

Kendimden bir örnek vereyim. Inter’de birkaç maç oynadıktan sonra, “Hey, Wes. Yorgun musun?” diye sordu bana bir gün. Günlerden pazartesiydi, bir gün önce ligde bir maça çıkmıştık. “Hayır, hayır. İyiyim” şeklinde cevap verdim ben de. “Tamam, ama şu sıralar biraz fazla oynadın. Bir süreliğine dinlensen fena olmaz sanki” dedi tekrar. Ona dinlenmeye ihtiyacım olmadığını, hâlâ genç olduğumu ve antrenman yapmak istediğimi söyledim. Israrlıydı. “Hayır, hayır” dedi. “Bak, ne yapacağız biliyor musunuz? Beş günlüğüne ülkene gideceksin. Cuma günü geleceksin. Ve Cumartesi antrenman çıkacaksın.” Şaşırmıştım. “Ama koç” dedim, “Pazar maç var, o maçta oynamak istiyorum!” Sakinliğini koruyordu. “E, oynayacaksın” diyerek karşılık verdi bana. “Nasıl yani, yapma. Beş gün dinlendikten sonra, sadece bir gün antrenman yapacağım ve Pazar günü maça mı çıkacağım?” Bana bunun kendisi için hiçbir şekilde problem olmayacağını söyledi. Ben de gittim, ne yapayım? Beş gün boyunca ailemle zaman geçirdim. Cumartesi gecesi antrenmana geldiğimde, bana çok büyük bir iyilik yaptığını hissettim. Ben de ona daha fazlasını vermek için çabalamalıydım. Bana maçtan önce, “Bak, ben sana beş gün izin verdim. Sen de bugün sahada kendini göstermek zorundasın” anlamına gelen bir şey söylemedi. Ama ben bu konuşmayı aklımın bir köşesine koymuştum. O maçta inanılmaz oynadım. Koşuyordum, koşuyordum… Onu tatmin etmek için her şeyi yapıyordum. Kötü hissetmesini, “Ona evinde vakit geçirmesi için beş gün izin verdim. Ve hiçbir şey yapmıyor” diye düşünmesini istememiştim.

JOSE MOURINHO İLE EN GÜZEL HATIRASI…

Peki, Jose Mourinho döneminde hiç özel bir soyunma odası hatıranız var mı?
Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona ile yarı final maçına çıkacaktık. Herkes, Hollanda’daki tüm arkadaşlarım Inter’in Barcelona karşısında şansı olmadığını söylüyordu. Dürüst olmak gerekirse; ben de kendime, “Evet, buraya kadar gelerek önemli bir iş başardık. Şimdi de Barcelona ile yarı final oynayacağız” diyordum. Milano’daki taraftarlar da yarı finale dek geldiğimiz için mutlulardı. Maçtan bir gün önce takım hâlinde bir toplantı yaptık. Ve neredeyse bir buçuk saat sürdü. Normalde maç toplantıları 15-20 dakika sürer. Ama o toplantı sonrasında kazanmamız gerektiğine ikna olmuştu. Mourinho, toplantı boyunca bize, “Eğer bunları yapabilirseniz, kazanacaksınız” hissini vermişti. Ve 3-1 kazandık! İlk golü onlar atmıştı; fakat o toplantı sayesinde hâlâ kazanacağımızdan emindim. O, o gün bize çok özel bir şey vermişti… Sahip olduğum en güzel soyunma odası hatırası.

2010 FIFA Ballon d’Or Ödülleri esnasında Mourinho’ya hitaben çok duygusal bir konuşma yapmıştın. Söylediklerin sonrasında gözyaşlarını tutamamıştı…
Ağlıyordu. Ve yerime döndüğümde bana sıkıca sarılmıştı. Aramızda çok özel bir ilişki var. Hâlâ haftada iki kez telefonda konuşuruz, iletişimimiz hiç kopmadı. Hatta bugün bir mesaj gönderdi bana: “Hamit [Altıntop] çok iyi bir çocuktur. Sana karşılaşacağın yeni kültüre adaptasyon sürecinde yardımcı olacaktır.” Aynı zamanda Fatih Terim’i de çok seviyor.

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir